Kuzey ve Güney Işıkları’nın nedeni bulundu

25/7/2008 ·

Yeryüzündeki en “büyüleyici” doğa olayları arasındaki Kuzey ve Güney Işıkları’nı neyin tetiklediği tespit edildi.

NASA uzmanları, kuzeydeki “aurora borealis” ve güneydeki “aurora australis” olarak adlandırılan ve kutuplara yakın bölgelerde, gökyüzündeki dansıyla görsel bir şölene dönüşen bu ışıklara, Dünya’dan yaklaşık 128 bin kilometre uzaktaki manyetik patlamaların neden olduğunu tespit etti.

5 küçük uydudan oluşan ve THEMIS adı verilen “uydu filosundan” ve yer üstündeki gözlemevlerinden gelen verileri inceleyen bilim adamları, Dünya ile Ay arasındaki mesafenin üçte biri uzaklıkta meydana gelen manyetik enerji patlamalarının, kuzey ve güneyde ani ışımalara neden olduğunu saptadı.

Science dergisinde yayınlanan araştırmanın, solar rüzgarlarla gelen yüksek oranlarda yüklü elektronların dünya atmosferindeki elementlerle etkileşime girmesi sonucu oluşan bu ışıkları neyin tetiklediği konusundaki uzun yıllardır süren tartışmaya açıklık getirdiği belirtiliyor.

Araştırmayı yöneten California Üniversitesi’nden Vasilis Angelopoulos, “Sürecin ilk olarak Dünya’dan çok uzakta başladığını ve daha sonra Dünya’ya doğru yayıldığını gösterdik” dedi.

Araştırmada elde edilen bulguların, daha az sıklıkla oluşan ve uydulara, yörüngedeki astronotlara, enerji ve iletişim hatlarına zarar verebilen güçlü jeomanyetik fırtınaların anlaşılması için yararlı olacağı belirtiliyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

‘Deniz altındaki ormanlar’ tehlike altında

18/7/2008 ·

Prof. Dr. Cengiz Metin, halk arasında “deniz eriştesi” olarak da bilinen ‘Posidonia Oceanica’ çayırlarının hızla azaldığını belirterek, konuyla ilgili bilinçlendirme çalışması başlattıklarını kaydetti.

  Ege Üniversitesi (EÜ) Su Altı Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cengiz Metin, dünyada sadece Akdeniz kıyılarında 1 metre ile 40 metre arasındaki derinliklerde yaşayan Posidonia çayırlarının, su altı hayatının en önemli bitkileri arasında yer aldığını ve “denizin ormanı” olarak nitelendiğini söyledi.

Posidonia çayırlarının geçmişte tüm Akdeniz kıyılarında görülürken, günümüzde “katil yosun” olarak bilinen “Caulerpa” türlerinin yayılmasıyla sadece Türkiye kıyılarında sağlıklı olarak yaşamını sürdürebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Metin, bu çayırların Türkiye’nin koruması gereken en önemli deniz varlıkları arasında olduğunu kaydetti.

Posidonia çayırlarının Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından koruma altına alınan türler arasında olduğunu, bu konuda merkez olarak da bir bilinçlendirme çalışması yürüttüklerini kaydeden Prof. Dr. Metin, fotosentez yapması nedeniyle oksijen üreten bu bitkilerin, kıyı erozyonunu engellediğini, birçok canlıya yaşam ve beslenme alanı oluşturduğunu ifade etti.

PLAJ İÇİN SÖKÜLÜYOR AMA
Metin, posidonia çayırlarının deniz kirliliğinin artması ve güneş ışığının artık daha sığ noktalara ulaşabilmesi nedeniyle yaşam alanlarını kıyılara kaydırdığını ifade ederek, şunları söyledi:
“Posidonia çayırlarını ülkemizde en fazla plaj açma çalışmaları, kıyı dolguları ve sürükleme yöntemiyle yapılan balıkçılık faaliyetleri olumsuz etkiliyor. Sahil bölgelerindeki turizm işletmeleri ve ikinci konutlar, müşterilerinin ve site sakinlerinin denizde daha rahat yüzmeleri için bunları köklemeye çalışıyor. Her yıl turizm sezonu öncesi birçok kıyı bölgesinde bu çayırların söküldüğüne şahit oluyoruz. Bu büyük bir bilinçsizliğin göstergesi. Çünkü bu çayırların söküldüğü yerler kum değil, çamur olarak kalıyor. Biyolojik çeşitliliğin sona ermesi sonrası kıyı erozyonu yoluyla bu kıyıların birçoğu uzun vadede artık denize girilebilir olmaktan çıkıyor.”

Köklenen her Posidonia çayırının, ekosisteme karada ağaç kesmek kadar zarar verdiğini bildiren Prof. Dr. Metin, insanların değersiz zannettiği ve denize girmeye engel olarak gördüğü bu bitkilerin sadece Türkiye kıyılarında yaşam imkanı bulabildiğine dikkati çekti.

Bu bilinci insanlara kazandırmak için okullarda eğitim çalışmaları yaptıklarını, balıkçıları eğitmek için bir dizi faaliyet yürüttüklerini ifade eden Prof. Dr. Metin, Posidonia çayırlarının yoğun görüldüğü kıyılarda halkın bilinçlendirilmesine yönelik broşürler hazırlamayı planladıklarını ifade etti.

Prof. Dr. Metin, Posidonia çayırlarının öneminin vatandaşlar tarafından da anlaşılması ve bu konuda yerel yönetimlerin de harekete geçmesi gerektiğini belirterek, bu bitkilerin yok olması halinde ekosistemin zincirleme etkilere maruz kalacağına dikkati çekti.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yanan her ağaç su kaynağını da yok ediyor

18/7/2008 ·

Orman yangınları, su kaynaklarını da yüzde 50 oranında riske attıyor.


  Orman Mühendisleri Odası Doğu Akdeniz Şube Başkanı Selami Tece, nüfus artışı, ekonomik gelişme, hızlı sanayileşme, yanlış arazi kullanımı ve erozyon sorunlarının yaşandığı ormanlık alanların en büyük düşmanın, yangın olduğunu söyledi.

Dünyadaki 3 milyar 952 milyon hektar orman alanının, toplam kara alanının yüzde 30’una tekabül ettiğini belirten Tece, her yıl dünya genelinde ortalama 13 milyon hektar ormanlık alanın tahrip olduğunu belirtti.

Tece, en büyük karbon yutağı olan ormanlık alanların tahrip olmasıyla, iklim değişikliği, küresel ısınma, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin yok olması gibi çevre problemlerinin yaşandığına dikkati çekerek, bu konuda ciddi önlemler alınmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi.

Türkiye’de ormanlık alanları genişletme çabalarının yanı sıra bozuk olan alanların da verimli hale getirilmesi konusunda ciddi çalışmalar yapıldığına işaret eden Tece, “Kasıt, ihmal, dikkatsizlik veya kaza sonucu çıkan yangınlarda tahrip olan alanları tekrar eski haline getirmek üzere orman teşkilatı tarafından ciddi ve hızlı bir çalışma yapılıyor” dedi.

Selami Tece, orman yangınlarının su kaynaklarımızın yüzde 50’sini riske attığını belirterek, şöyle konuştu:
“Ülkemizde kullanılabilir suyun yarısı, erozyon ve toprak kaybının önlenmesi bakımından tarımın sigortası durumunda olan ormanlardan süzülerek elde ediliyor. Türkiye’nin yıllık kullanılabilir su miktarının 107 milyar ton olduğu düşünülürse, orman yangınlarının su kaynağı üzerindeki baskısı ortaya çıkar. Yanan her ağaç su kaynaklarımızın yok olması anlamına geliyor. Ormanlar yok olduğu sürece kullanılabilir sularımız azalacak ve her geçen sürede tehlikeli boyuta varacak.”

YANGINLARIN YÜZDE 97’Sİ İNSAN KAYNAKLI
Tece, Türkiye’de orman yangınlarının yüzde 97’sinin insan kaynaklı olduğunu da söyledi. Yanan her hektar alanın, hem doğadan hem de canlılardan bir parça götürdüğünü ifade eden Tece, “Her orman yangını, su gibi yaşamın sürdürülebilirliği açısından önemli olan kaynaklarımızı biraz daha azaltıyor. Kuraklık riskine karşı en önemli silahımız ormanlarımızı gözümüz gibi korumalıyız.”

Tece, orman yangınları ve orman zenginliğinin artırılmasına karşı mücadeleyle Çevre ve Orman Bakanlığı’nın tek başına sorumlu olmadığını, toplumun her kesiminin bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Ormanların yalnızca ağaç topluluğu değil, barındırdığı biyolojik çeşitlilik ile bir bütün olduğunu anlatan Selami Tece, şunları kaydetti:
“Aynı zamanda gen kaynağı ile de gıda güvenliğinin temelidir ve tarımın sigortasıdır. Su kaynaklarının varlığı da çevresindeki ormanların varlığı ile sürekliliğini sağlayabilir. Günümüzde kuraklığın da etkisiyle tehlike altında olan su kaynakları ve yer altı sularımız, orman alanlarının tahribatıyla daha da trajik bir hal alacaktır.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Mars’ın güneyi bir zamanlar sular altındaymış

18/7/2008 ·

ABD’li bilimadamları, Mars’ın güneyinin büyük bölümünün milyonlarca yıl sular altında bulunduğu ve teoride yaşama evsahipliği yapabilecek bir ortam oluşturduğunu belirttiler.


  İngiliz Nature dergisinde yayınlanan bir bilimsel makalenin yazarları, Rhode Island eyaletinin Brown Üniversitesi’nden araştırmacılar, Kızıl Gezegen’in yörüngesindeki Amerikan sondası Mars Reconnaissance Orbiter’ın (MRO), gezegenin güneyindeki platoların binlerce noktasında, kumullarda, vadilerde ya da kraterlerde, suyun kimyasal eylemine tanıklık eden killi tipte mineraller olan “phyllosilicate” izlerini tespit ettiğini bildirdiler.

Bu sonuçların karaların oluştuğu 4,6 ila 3,8 milyar yıl önceki Noachien döneminde, olası yaşama izin verecek zengin bir çevre çeşitliliği gösterdiğini belirten bilim adamları, özellikle kraterlerde bulunan ve çoğunlukla bir göktaşının çarpması sonucu kayaların 5 kilometreye varan derinliğe yuvarlanarak oluşturduğu sivri tepecikleri incelediler.

Araştırma ekibinin sorumlusu gezegen jeolojisi Profesörü John Mustard, “Bizim incelediğimiz bu işaretleri, bu kadar derinlikte bu mineralleri (phyllosilicate) su oluşturmuş olmalı” diye konuştu.

Bu minerallerin göreli olarak düşük, 100 ila 200 santigrat derecede oluştuğunu ve bunun Mars yüzeyinin sadece rutubetli değil, aynı zamanda göreli olarak mutedil olduğunu gösterdiğini ifade eden bilim adamları, Mars’ta uzak bir geçmişte suyun varlığına, Kızıl Gezegen’in yüzeyine kondurulan robotlar ve yörüngesindeki uzay araçlarının gözlemleriyle de daha önce tanıklık edildiğini kaydettiler.

NASA kısa süre önce, Phoenix uzay aracının bilimsel incelemelerinin, Mars’ın kutup bölgesinde buzun varlığını ortaya koyduğunu açıklamıştı.

Mars’ın bazı bölgelerini kaplayan okyanusların nasıl ortadan kaybolduğu sorusuna ise gezegen bilimciler, çok yoğun olan atmosferin giderek değişerek ve alçalarak, suyun uzaya doğru buharlaşarak kaybolduğu tahminiyle yanıt veriyorlar.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Afyon Toplist
Zirve100